Defterimi açtım. Uzun yıllar sonra varlığını unutup bulduğum bir defterdi. Sayfalara bakıp başlık atmadigim kafe temalı yazıyı okuduktan sonra epey şaşırdım. Tamamen unutmuşum. Bazı detayları neden yazdığımi da tam hatırlayamadım. Flört dinliyordum defteri açtığımda: "Dün TRT'de izledim. " Şarkı dinlemeyi epeydir sevmiyorum. Nelly ile de bağım koptu tamamen. Sokak köpeklerinden korktuğum için dışarı çıkamaz hale geldim. Ve yeni yeni bazı başka sorunlar. Japonca öğrenmeye çalışacaktım, hâlâ insanlarla tanışmaya çalışıyordum. Keşke hayat böyle renkli ve tempolu olsa, "Dün TRT'de izledim" şarkısındaki gibi. Gerçek arkadaşlarım olamıyor, en azindan hayali arkadaslarim olsa. Yazdığım her hikayede ben varım, her yerde kendimi anlattım. Benzer cümlelerle. Şu an secemiyorum, hangi hikayeyi bitirmem gerektiğini bilmiyorum. Döngüler olusturdum, defterdeki ve sosyal medyadaki her hikayede ben varım, değiştirmeye çalışsam da yine ben olustum. Saçlarımı pembeye mi...
"Bir espresso alabilir miyim lütfen?" Halbuki kahve içmeyi de sevmezdim. Neden öyle dedigimi bile bilmiyorum. Canlı pembe renkteki klasik çantamın klipsini açıp içinden defterimi aldım, defterimin üzerinde de kedi resmi vardı, şaşırtıcı mı, hayır. En azından latte söylemeliydim. Ki normalde sıcak çikolata insanıydım. Neyse, bugün de gereksizce para harcarız ne olmuş. Farklı bir şeyler yapmak ihtiyacı. Bu ihtiyaç yüzünden lüks gözüken ve loş ışıklara sahip bu yere gelmiştim, gerçi bana her yer lüks gelirdi. Öyle değil mi Aylin, evet öyle. Deprem herkesi çok etkilemişti, ben burada gelmiş yatağımdan çıkmayı başarmış yine kendi aptal sınırlarımı aşmaya çalışıyordum. Suçluluk duygusu geldi ve de kahve, espresso. "Teşekkür ederim." Hafifçe gülümsemeye çalışan egilimli dudaklar. Bildiğim her şey eksik, yaptığım her şey, mutsuzluk diz boyu, güzel şeyler olamayacak ve ölümden sonra yaşam yok . Tamam, iç karartıcı şeyler yoktu, iç karartıcı şeyler yok, kahveyi içmeyi...